0%

Blog Detayları

EVLİ KİŞİYLE BİRLİKTE OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN MANEVİ TAZMİNAT SORUMLULUĞU

EVLİ KİŞİYLE BİRLİKTE OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN MANEVİ TAZMİNAT SORUMLULUĞU

 

YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KARARI IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 Esas, 2018/7 Karar Sayılı Kararı

 

I. GİRİŞ

Evlilik birliğinin sadakat yükümlülüğü üzerine kurulu olduğu tartışmasızdır. Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca eşler, evlilik birliğinin devamı süresince birbirlerine sadık kalmakla yükümlüdür.¹ Bu yükümlülüğün ihlali, aile hukukunda boşanma ve tazminat gibi sonuçlar doğurur.

Ancak uygulamada asıl tartışma, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşle birlikte hareket eden üçüncü kişinin hukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında yoğunlaşmaktadır. Özellikle aldatılan eşin, üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı, uzun yıllar Yargıtay daireleri ve Hukuk Genel Kurulu kararları arasında farklı değerlendirmelere konu olmuştur.

Bu içtihat farklılıkları, nihayetinde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı kararı ile giderilmiştir. Söz konusu kararda, evli olduğunu bilerek bir kişiyle birlikte olan üçüncü kişinin, yalnızca bu eylemi nedeniyle aldatılan eşe karşı manevi tazminat sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilmiştir.²

Bununla birlikte karar, üçüncü kişinin eyleminin bağımsız bir kişilik hakkı ihlali oluşturduğu hâllerde tazminat sorumluluğunun doğabileceğini de açıkça belirtmektedir.³

Bu çalışma, anılan içtihadı birleştirme kararını yalnızca sonuç itibarıyla değil, dayandığı hukuki temeller ve uygulamaya etkileri bakımından incelemeyi; özellikle üçüncü kişinin sorumluluğunun hangi koşullarda gündeme gelebileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

 

II. HUKUKİ ÇERÇEVE: SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞU

A. Sadakat Yükümlülüğünün Niteliği

Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde düzenlenen sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin tarafları arasında doğan ve yalnızca eşler arasında ileri sürülebilen nispi bir borç ilişkisidir.⁴

Bu yönüyle sadakat yükümlülüğü, herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hak değil, yalnızca eşler arasında geçerli olan özel bir yükümlülüktür. Öğretide de bu husus açıkça ifade edilmektedir. Oğuzman ve Öz’e göre, “eşin aldatılmamasını isteme hakkı, herkese karşı ileri sürülebilen bir kişilik hakkı niteliğinde değildir.”⁵

Bu tespit, üçüncü kişinin sorumluluğu bakımından belirleyici bir başlangıç noktasıdır. Zira üçüncü kişinin, tarafı olmadığı bir evlilik sözleşmesinden doğan yükümlülüklerle bağlı tutulması kural olarak mümkün değildir.

 

B. Haksız Fiil Sorumluluğu ve Hukuka Aykırılık Sorunu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca, haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı bir fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı unsurlarının birlikte bulunması gerekir.⁶

Üçüncü kişinin sorumluluğu bakımından temel sorun, bu eylemin hukuka aykırı sayılıp sayılamayacağıdır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da açıkça vurgulandığı üzere, evli bir kişiyle birlikte olmayı yasaklayan genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Bu nedenle üçüncü kişinin eyleminin doğrudan bir norm ihlali oluşturduğu söylenemez.⁷

Ayrıca bu eylemin, aldatılan eşin mutlak bir hakkını ihlal ettiği de kabul edilmemektedir. Kararda bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

“Bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamayı isteme hakkı şeklinde herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir kişilik hakkı yasalarda yer almamaktadır.”

Bu nedenle, üçüncü kişinin eyleminin TBK m.49/1 kapsamında hukuka aykırı kabul edilmesi mümkün değildir.

 

C. Ahlaka Aykırılık ve Kast Unsuru

TBK m.49/2 hükmü, hukuka aykırılık bulunmasa dahi ahlaka aykırı bir fiille kasten zarar verilmesi hâlinde sorumluluğu kabul etmektedir.

Ancak burada aranan “kast”, yalnızca sonucu öngörmeyi değil, zararı özellikle istemeyi ifade eder. Öğretide de bu husus açıkça vurgulanmaktadır.⁸

İçtihadı birleştirme kararında da, üçüncü kişinin evli bir kişiyle birlikte olmasının tek başına aldatılan eşe zarar verme kastı olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

Bu nedenle, üçüncü kişinin eylemi ahlaka aykırı kabul edilse dahi, TBK m.49/2 kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için ayrıca “özellikle zarar verme amacının” ispatı gerekmektedir.

 

III. YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KARARININ ANALİZİ

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.07.2018 tarihli kararı, üçüncü kişinin sorumluluğu bakımından üç temel tespit ortaya koymaktadır.

 

A. Sadakat Yükümlülüğünün Nispi Niteliği

Kurul, sadakat yükümlülüğünün yalnızca eşler arasında geçerli olduğunu açıkça kabul etmiştir. Bu nedenle üçüncü kişinin, tarafı olmadığı bir evlilik ilişkisinden doğan yükümlülüğü ihlal ettiğinden söz edilemez.

Bu yaklaşım, borçlar hukukunun temel ilkeleri ile uyumludur. Zira bir borç ilişkisinden doğan yükümlülükler kural olarak yalnızca tarafları bağlar.

 

B. Hukuka Aykırılık Unsurunun Bulunmaması

Kararda, üçüncü kişinin eyleminin hukuka aykırılık teşkil etmediği açıkça belirtilmiştir.

Bu noktada belirleyici olan, evli bir kişiyle birlikte olmayı yasaklayan genel bir hukuk normunun bulunmamasıdır. Dolayısıyla üçüncü kişinin eylemi, doğrudan bir norm ihlali olarak değerlendirilemez.

Kurul, bu hususu açık bir ifadeyle ortaya koymuştur:

“Bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamayı isteme hakkı şeklinde herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir kişilik hakkı yasalarda yer almamaktadır.”

Bu tespit, üçüncü kişiye karşı açılan davaların büyük çoğunluğunun reddedilmesinin temel nedenidir.

 

C. Ahlaka Aykırılık Tek Başına Yeterli Değildir

Karar, ahlaka aykırılığın tek başına sorumluluk doğurmayacağını da açıkça ortaya koymaktadır.

TBK m.49/2 kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için, üçüncü kişinin yalnızca evli biriyle birlikte olması yeterli değildir. Bunun yanında, aldatılan eşe zarar verme kastının da bulunması gerekir.

Kurulun yaklaşımına göre, bu kastın varlığı somut olayda ayrıca ispat edilmelidir.

Bu nedenle, üçüncü kişinin eylemi çoğu durumda ahlaka aykırı kabul edilse dahi, hukuki sorumluluk doğurmamaktadır.

 

IV. ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN SORUMLU OLDUĞU HALLER

İçtihadı birleştirme kararı, üçüncü kişinin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, sorumluluğun hangi hâllerde doğabileceğini dolaylı olarak göstermektedir.

Bu noktada belirleyici olan, üçüncü kişinin eyleminin aldatma olgusunu aşarak bağımsız bir kişilik hakkı ihlaline dönüşmesidir.

 

A. Kişilik Haklarına Doğrudan Saldırı

Üçüncü kişinin eylemi, aldatılan eşin kişilik haklarına doğrudan yönelmişse haksız fiil sorumluluğu gündeme gelir.

Örneğin:

. aldatılan eşe yönelik hakaret içeren davranışlar

. aşağılayıcı söz ve fiiller

. doğrudan hedef alınan saldırılar

bu kapsamda değerlendirilir.

Bu tür durumlarda artık mesele sadakat yükümlülüğü değil, doğrudan kişilik hakkının ihlalidir.

 

B. Özel Hayatın İhlali ve İfşa

Üçüncü kişinin ilişkiyi alenileştirmesi veya ifşa etmesi hâlinde de sorumluluk doğabilir.

Özellikle:

. sosyal medya paylaşımları

. mesajların yayımlanması

. ilişkinin bilinçli şekilde duyurulması

gibi eylemler, aldatılan eşin özel hayatına müdahale teşkil edebilir.

Bu durumda ihlal, yalnızca aldatma değil, özel hayatın gizliliğinin ihlali niteliği kazanır.

 

C. Konut Dokunulmazlığının İhlali

Eylemin evlilik birliğinin ortak yaşam alanında gerçekleşmesi, hukuki değerlendirmeyi değiştirebilir.

Örneğin üçüncü kişinin, eşlerin birlikte yaşadığı konuta girerek ilişki kurması hâlinde:

. konut dokunulmazlığı

. aile hayatının korunması

gibi değerler ihlal edilmiş olur.

Bu tür durumlarda üçüncü kişinin sorumluluğu kabul edilebilir.

 

D. Zarar Verme Kastının Bulunduğu Haller

Üçüncü kişinin amacının doğrudan aldatılan eşe zarar vermek olduğu hâllerde de sorumluluk doğar.

Bu durum, özellikle:

. eşe karşı husumet bulunması

. bilinçli şekilde evliliğe müdahale edilmesi

. zarar verme amacının açık olması

gibi hâllerde ortaya çıkar.

Ancak burada kastın varlığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.

 

V. UYGULAMAYA YÖNELİK DEĞERLENDİRME

İncelenen içtihat çerçevesinde, üçüncü kişiye karşı açılan manevi tazminat davalarında hâkimin şu hususları değerlendirmesi gerekir:

. üçüncü kişinin eylemi yalnızca ilişki ile sınırlı mı

. yoksa bağımsız bir kişilik hakkı ihlali var mı

. eylem doğrudan davacıya yönelmiş mi

. zarar verme kastı somut olarak ortaya konulmuş mu

Bu değerlendirme yapılmadan verilen kararlar, içtihat birleştirme kararının amacına uygun olmayacaktır.

 

VI. SONUÇ

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.07.2018 tarihli kararı, evli kişiyle birlikte olan üçüncü kişinin hukuki sorumluluğu konusunda uzun süredir devam eden içtihat farklılıklarını gidermiştir. Karar ile birlikte, üçüncü kişinin yalnızca evli biriyle birlikte olmasının, aldatılan eşe karşı manevi tazminat sorumluluğu doğurmayacağı açık biçimde ortaya konulmuştur.

Bu yaklaşım, sadakat yükümlülüğünün yalnızca eşler arasında geçerli olan nispi bir yükümlülük olması ve üçüncü kişiye yöneltilebilecek mutlak bir hak ihlalinin bulunmaması gerekçesine dayanmaktadır. Ayrıca, hukuka aykırılık unsurunun bulunmaması ve ahlaka aykırılığın tek başına sorumluluk için yeterli görülmemesi, kararın borçlar hukuku ilkeleriyle uyumlu olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte, karar üçüncü kişinin her durumda sorumsuz olduğu anlamına gelmemektedir. Üçüncü kişinin eyleminin aldatma olgusunu aşarak aldatılan eşin kişilik haklarına yönelmesi hâlinde, haksız fiil sorumluluğu gündeme gelir. Özellikle doğrudan saldırı, özel hayatın ihlali, ifşa veya zarar verme kastının bulunduğu durumlarda üçüncü kişinin sorumluluğunun kabulü mümkündür.

Bu nedenle uygulamada yapılması gereken, uyuşmazlığı yalnızca “aldatma” olgusu ile sınırlı değerlendirmek değil, üçüncü kişinin eyleminin bağımsız bir kişilik hakkı ihlali oluşturup oluşturmadığını somut olayın özellikleri çerçevesinde incelemektir.

Sonuç olarak, üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talebi, ancak aldatma eyleminin ötesine geçen ve doğrudan davacının kişilik haklarına yönelen bir hukuka aykırı fiilin varlığı hâlinde kabul edilebilir. Bu ölçüt, hem içtihadı birleştirme kararının amacıyla hem de borçlar hukukunun temel ilkeleriyle uyumludur.

Hukuki Bilgilendirme

Mevzuat ve güncel yargı kararları çerçevesinde

EVLİ KİŞİYLE BİRLİKTE OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN MANEVİ TAZMİNAT SORUMLULUĞU konusuna ilişkin bu içerik, mevzuat ve güncel yargı kararları ışığında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

Konum Aydın
Telefon 0532 497 4509

Bu site, Av. Afşın Burak Öztürk tarafından hazırlanmış olup, sitede yer alan tüm içerikler bilgilendirme amacı taşımaktadır. Site içeriği, somut olaylara ilişkin hukuki danışmanlık hizmeti yerine geçmez.

Önceki post
**EMEKLİ MAAŞININ HACZİNDE MUVAFAKATIN ZAMAN ŞARTI:
11 Nisan 2026
Sonraki post
HAKSIZ İHTİYATİ TEDBİR NEDENİYLE TAZMİNAT SORUMLULUĞU
12 Nisan 2026
Hakkımızda

Av. Afşın Burak Öztürk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup, mesleki kariyerini hukukun farklı alanlarında aldığı kapsamlı eğitimlerle sağlam temellere oturtmuştur.

 
İletişim
Kurtuluş Mahallesi , Adnan Menderes Bulvarı, 2015. Sk. NO:12/7, 09100 Efeler/Aydın
+90 532 497 45 09
Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
  • Image
  • SKU
  • Rating
  • Price
  • Stock
  • Availability
  • Add to cart
  • Description
  • Content
  • Weight
  • Dimensions
  • Additional information
Click outside to hide the comparison bar
Compare