“Müdahalenin Men’i Kararlarının İcra Hukukunda Kapsamı:
İlamın Lafzı ile İnfazın Sonucu Arasındaki Çatışma ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 Tarihli Kararı”
I. GİRİŞ
İlamlı icra sisteminin temel amacı, mahkeme kararlarının gecikmeksizin ve etkili biçimde hayata geçirilmesini sağlamaktır. Bu sistemde icra organlarının görevi, yargı kararını yeniden değerlendirmek veya yorumlamak değil, hüküm fıkrasında yer alan iradeyi aynen infaz etmektir. Bu nedenle ilamın kapsamı ve infaz sınırları, icra hukukunun en hassas ve tartışmalı alanlarından birini oluşturmaktadır.
Bu tartışmanın en görünür hâli, müdahalenin men’ine ilişkin ilamların icrası aşamasında ortaya çıkmaktadır. Zira uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, mahkeme kararlarında “müdahalenin men’i” hükmü yer almakta; ancak bu müdahalenin fiilen ortadan kaldırılabilmesi çoğu durumda taşınmazın boşaltılmasını, başka bir ifadeyle tahliyeyi zorunlu kılmaktadır. Bu noktada temel sorun şudur: Hüküm fıkrasında açıkça “tahliye” veya “teslim” ibaresi bulunmayan bir ilam, icra aşamasında taşınmazın tahliyesini sağlayacak şekilde infaz edilebilir mi?
Sorunun önemi yalnızca teorik değildir. Müdahalenin men’i kararının dar yorumlanması hâlinde, alacaklı lehine verilmiş bir hüküm fiilen etkisiz hâle gelebilmekte; buna karşılık geniş yorumlanması durumunda ise icra organlarının ilamın kapsamını aşarak yeni bir hüküm yaratması riski ortaya çıkmaktadır. Bu ikilem, icra hukukunda “ilamın aynen infazı ilkesi” ile “etkili infaz gerekliliği” arasında bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Benzer bir tartışma, aynı takip dosyasında farklı nitelikte icra emirlerinin birlikte düzenlenmesi hâlinde ortaya çıkan mükerrerlik iddiaları bakımından da gündeme gelmektedir. Özellikle müdahalenin men’i ve ecrimisil alacağı gibi farklı nitelikte taleplerin aynı dosyada ileri sürülmesi, icra emrinin kapsamı ve sınırları bakımından uygulamada tereddütlere yol açmaktadır.
Yargıtay daireleri arasında uzun süre devam eden bu tartışma, farklı kararların ortaya çıkmasına neden olmuş; bu durum uygulamada birliğin sağlanmasını güçleştirmiştir. Nihayetinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli ve 2024/783 Esas, 2025/497 Karar sayılı ilamı ile söz konusu sorunlar kapsamlı biçimde ele alınmış ve önemli ölçüde açıklığa kavuşturulmuştur.
Bu çalışma, müdahalenin men’i kararlarının icra hukukundaki kapsamını, ilamın lafzı ile infazın gereği arasındaki ilişki çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda öncelikle ilamlı icranın temel ilkeleri ve icra organlarının yetki sınırları ortaya konulacak; ardından müdahalenin men’i kararlarının hukuki niteliği ve öğretideki görüşler değerlendirilecektir. Devamında Yargıtay uygulamasındaki farklı yaklaşımlar ele alınarak, anılan Hukuk Genel Kurulu kararının bu tartışmalar bakımından taşıdığı anlam analiz edilecektir.
DİPNOTLAR
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.294: “Hüküm, mahkemenin davanın esası hakkında verdiği karardır.”
- Aynı Kanun m.301: “Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada tefhim olunur ve hüküm fıkrası taraflara bildirilir.”
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.24: “Bir taşınmazın tahliyesine ve teslimine dair olan ilam, icra dairesince yerine getirilir.”
- Aynı Kanun m.26: “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar icra dairesince yerine getirilir.”
II. İLAMLI İCRA VE HÜKMÜN İNFAZ SINIRLARI
İlamlı icra, mahkeme kararlarının zorla yerine getirilmesini sağlayan bir mekanizma olup, bu sistemin temelini “ilamın aynen infazı” ilkesi oluşturur. Bu ilkeye göre icra organları, ilamın kapsamını genişletemez, daraltamaz veya yeniden yorumlayamaz; yalnızca hüküm fıkrasında yer alan iradeyi yerine getirmekle yükümlüdür. Bu yaklaşım, hem hukuki güvenliğin sağlanması hem de yargı yetkisinin icra organları tarafından aşılmasının önlenmesi bakımından zorunludur.
A. Hüküm Fıkrasının Bağlayıcılığı
İlamın infazında esas alınacak bölüm, hüküm fıkrasıdır. Hüküm fıkrası, mahkemenin uyuşmazlık hakkında vardığı sonucu içeren ve taraflara yüklenen borçları açık biçimde gösteren kısımdır. Bu nedenle icra takibinde, gerek icra müdürlüğü gerekse icra mahkemesi, hüküm fıkrası ile bağlıdır.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda hükmün niteliği ve bağlayıcılığı açık biçimde düzenlenmiştir:
“Hüküm, mahkemenin davanın esası hakkında verdiği karardır.”¹
“Hüküm fıkrasında, taleplerden her biri hakkında verilen karar, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilir.”²
Bu düzenlemeler, hüküm fıkrasının infaz bakımından belirleyici olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla hükümde yer almayan bir yükümlülüğün icra aşamasında ileri sürülmesi, kural olarak mümkün değildir.
B. İcra Organlarının Yorum Yasağı
İcra hukukunda kabul edilen temel ilkelerden biri, icra organlarının ilamı yorumlayamayacağıdır. Bu ilke uyarınca:
. icra müdürü
. icra mahkemesi
. ilamın kapsamını belirlerken hükmün sınırlarını aşamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında da bu husus istikrarlı biçimde vurgulanmıştır. Bu kararlarda, icra organlarının görevinin ilamı aynen uygulamak olduğu, ilamın kapsamını genişletecek veya daraltacak şekilde yorum yapamayacakları açıkça ifade edilmiştir.
Bu yaklaşımın temelinde, yargı yetkisinin yalnızca mahkemelere ait olduğu ve icra organlarının bu yetkiyi kullanamayacağı düşüncesi yatmaktadır. Aksi hâlde icra müdürlüğü, ilamın içeriğini değiştiren bir işlem tesis ederek fiilen yeni bir hüküm kurmuş olur.
C. İlamın İnfazında Kanuni Çerçeve
İlamların icrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Kanun, ilamın konusuna göre farklı infaz usulleri öngörmektedir.
Taşınmazın tahliye ve teslimine ilişkin ilamlar bakımından:
“Bir taşınmazın tahliyesine ve teslimine dair olan ilam, icra dairesince yerine getirilir.”³
Bir işin yapılması veya yapılmamasına ilişkin ilamlar bakımından ise:
“Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar icra dairesince yerine getirilir.”⁴
Bu düzenlemeler, ilamın türüne göre uygulanacak infaz yöntemini belirlemektedir. Dolayısıyla, ilamın hangi kategoriye girdiğinin doğru tespiti, infazın hukuka uygunluğu bakımından belirleyici öneme sahiptir.
D. İlkenin Sınırı: Lafzî Bağlılık mı, Etkili İnfaz mı?
İlamın aynen infazı ilkesi, teorik olarak açık ve net görünmekle birlikte, uygulamada bazı durumlarda yetersiz kalmaktadır. Özellikle hüküm fıkrasında kullanılan ifadelerin, fiili durumu ortadan kaldırmak için yeterli olmadığı hâllerde, bu ilkenin nasıl uygulanacağı tartışma konusu olmaktadır.
Müdahalenin men’i kararları bu sorunun en tipik örneğini oluşturur. Zira bu tür kararlar çoğu zaman yalnızca “müdahalenin önlenmesi” şeklinde ifade edilmekte; ancak müdahalenin ortadan kaldırılması, fiilen taşınmazın boşaltılmasını gerektirmektedir.
Bu noktada iki yaklaşım ortaya çıkmaktadır:
Birinci yaklaşım, hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı kalınmasını ve ilamda açıkça yer almayan bir sonucun icra yoluyla sağlanamayacağını savunur. Bu görüşe göre, hükümde tahliye veya teslim ibaresi bulunmadıkça icra müdürlüğünün taşınmazı boşaltması mümkün değildir.
İkinci yaklaşım ise ilamın yalnızca lafzına değil, amacına ve doğurduğu sonuca bakılması gerektiğini kabul eder. Bu görüşe göre, müdahalenin men’i kararı, eğer fiilen bir işgalin sona erdirilmesini gerektiriyorsa, tahliye bu kararın doğal ve zorunlu bir sonucudur.
E. Ara Sonuç
Görüldüğü üzere, ilamlı icrada hüküm fıkrasına bağlılık ilkesi ile infazın etkinliği arasında hassas bir denge bulunmaktadır. Bir tarafta icra organlarının yorum yapmasını engelleyen ve hukuki güvenliği sağlayan katı bir yaklaşım; diğer tarafta ise ilamın etkisiz kalmasını önlemeyi amaçlayan daha işlevsel bir yaklaşım söz konusudur.
İşte müdahalenin men’i kararlarının icrası bağlamında ortaya çıkan temel sorun, bu iki yaklaşım arasındaki sınırın nasıl çizileceği noktasında toplanmaktadır.
DİPNOTLAR
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.294: “Hüküm, mahkemenin davanın esası hakkında verdiği karardır.”
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297/2: “Hüküm fıkrasında, taleplerden her biri hakkında verilen karar, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilir.”
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.24: “Bir taşınmazın tahliyesine ve teslimine dair olan ilam, icra dairesince yerine getirilir.”
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.26: “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar icra dairesince yerine getirilir.”
III. MÜDAHALENİN MEN’İ KARARLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE İNFAZI
Müdahalenin men’i davaları, ayni hakların korunmasına yönelik davalar arasında yer almakta olup, özellikle taşınmaz üzerindeki haksız fiilî müdahalelerin ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır. Bu yönüyle söz konusu davalar, yalnızca bir hakkın tespiti ile sınırlı olmayıp, aynı zamanda devam eden bir ihlalin sona erdirilmesini hedefleyen eda niteliğinde kararlar doğurmaktadır.
A. Müdahalenin Men’i Kararının Niteliği
Müdahalenin men’i kararı, davalının haksız müdahalesinin sona erdirilmesini ve tekrarının önlenmesini emreden bir hükümdür. Bu karar, şeklen “yapmama borcu” doğuruyor gibi görünse de, çoğu durumda fiilî bir durumun ortadan kaldırılmasını gerektirir.
Başka bir ifadeyle:
. müdahalenin men’i kararı
. sadece “engel olma” değil
. mevcut müdahalenin kaldırılmasını da içerir
Bu yönüyle müdahalenin men’i, klasik anlamda bir “yapmama borcu”ndan daha geniş bir etkiye sahiptir.
B. Fiilî Müdahalenin Niteliği ve Tahliye İlişkisi
Uygulamada müdahale çoğu zaman şu şekilde ortaya çıkar:
. taşınmazın işgal edilmesi
. kullanımın engellenmesi
. fiilî hâkimiyet kurulması
Bu tür durumlarda müdahalenin sona erdirilmesi, yalnızca soyut bir yasaklama ile mümkün değildir. Müdahalenin ortadan kaldırılabilmesi için, müdahalede bulunan kişinin taşınmazı terk etmesi gerekir.
Dolayısıyla:
. işgal varsa
. müdahalenin men’i = tahliye sonucunu doğurur
Bu sonuç, ilamda açıkça ifade edilmese dahi, müdahalenin niteliğinden kaynaklanan fiilî bir zorunluluktur.
C. İnfaz Rejimi Açısından Değerlendirme
Müdahalenin men’i kararlarının icrası bakımından temel sorun, bu kararların hangi icra rejimine tabi olduğudur.
İcra ve İflas Kanunu sistematiğinde:
. taşınmazın tahliyesi ve teslimi → İİK m.24
. yapma / yapmama borçları → İİK m.26
kapsamında düzenlenmiştir.
“Bir taşınmazın tahliyesine ve teslimine dair olan ilam, icra dairesince yerine getirilir.”¹
“Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar icra dairesince yerine getirilir.”²
Müdahalenin men’i kararları bu iki düzenleme arasında bir geçiş alanında yer almaktadır. Zira kararın lafzı çoğu zaman “yapmama borcu”na işaret etmekte; ancak fiilî sonucu itibarıyla taşınmazın tahliyesini gerektirmektedir.
Bu nedenle doktrinde ve uygulamada şu soru ortaya çıkmaktadır:
. Müdahalenin men’i kararı
. İİK m.26 kapsamında mı
. yoksa m.24 kapsamında mı infaz edilmelidir?
D. Uygulamadaki Sorun ve Çatışma
Bu noktada iki farklı yaklaşım ortaya çıkmaktadır:
Birinci yaklaşım, müdahalenin men’i kararını lafzî olarak değerlendirmekte ve bu kararların yalnızca İİK m.26 kapsamında infaz edilebileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, hükümde tahliye ve teslim açıkça yer almıyorsa, icra müdürlüğünün taşınmazı boşaltması mümkün değildir.
İkinci yaklaşım ise müdahalenin fiilî sonucunu esas almakta ve müdahalenin ortadan kaldırılmasının tahliye olmadan mümkün olmadığı hâllerde, İİK m.24 hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmektedir.
Bu iki yaklaşım arasındaki fark, yalnızca teknik bir ayrım değildir. İlk yaklaşım, ilamın lafzını esas alarak icra organlarının yetkisini sınırlandırırken; ikinci yaklaşım, ilamın etkili biçimde uygulanmasını öncelik hâline getirmektedir.
E. Ara Değerlendirme
Müdahalenin men’i kararlarının hukuki niteliği incelendiğinde, bu kararların saf bir “yapmama borcu” olarak nitelendirilmesinin yetersiz kaldığı görülmektedir. Zira müdahale devam ettiği sürece, bu kararın yerine getirilmiş sayılması mümkün değildir.
Bu nedenle, müdahalenin men’i kararlarının infazında yalnızca lafzî değerlendirme yapılması, ilamın etkisiz kalmasına yol açabilir. Buna karşılık, kararın fiilî sonucunu esas alan yaklaşım ise icra organlarının yorum yetkisinin sınırlarını zorlayabilir.
İşte bu gerilim, Yargıtay uygulamasında farklı kararların ortaya çıkmasına neden olmuş ve nihayetinde Hukuk Genel Kurulu’nun müdahalesini gerektiren bir içtihat uyuşmazlığı doğurmuştur.
DİPNOTLAR
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.24: “Bir taşınmazın tahliyesine ve teslimine dair olan ilam, icra dairesince yerine getirilir.”
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.26: “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar icra dairesince yerine getirilir.”
IV. ÖĞRETİDEKİ GÖRÜŞLER VE YARGITAY UYGULAMASINDAKİ AYRILIKLAR
Müdahalenin men’i kararlarının icra hukuku bakımından kapsamı, öğretide ve yargı uygulamasında uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın merkezinde, söz konusu kararların yalnızca hüküm fıkrasındaki ifadeye bağlı olarak mı infaz edileceği, yoksa kararın doğurduğu fiilî sonuçların da dikkate alınıp alınmayacağı sorusu yer almaktadır.
A.Öğretideki Görüşler
- Dar Yorum (Lafzî Yaklaşım)
Öğretide bir görüş, müdahalenin men’i kararlarının infazında hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı kalınması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, icra organları ilamı yorumlayamaz ve hükümde açıkça yer almayan bir sonucu icra yoluyla gerçekleştiremez.
Bu yaklaşımın dayandığı temel ilke, icra hukukunda “ilamın aynen infazı” ilkesidir. Buna göre:
. hükümde tahliye ve teslim yer almıyorsa
. icra müdürlüğü taşınmazı boşaltamaz
. yalnızca müdahalenin tekrarını önleyici işlemler yapılabilir
Bu görüş, özellikle icra organlarının yetkisinin sınırlandırılması ve hukuki güvenliğin korunması bakımından güçlü bir temele sahiptir.
- Fonksiyonel Yorum (Sonuç Odaklı Yaklaşım)
Buna karşılık öğretide ağırlık kazanan diğer görüş, müdahalenin men’i kararlarının yalnızca lafzı ile değil, doğurduğu sonuç itibarıyla değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Bu görüşe göre:
. müdahale fiilen devam ediyorsa
. bu müdahalenin ortadan kaldırılması gerekir
. bu da çoğu durumda tahliyeyi zorunlu kılar
Dolayısıyla müdahalenin men’i kararı, uygun koşullarda taşınmazın tahliyesini de kapsar.
Nitekim öğretide, müdahalenin men’i kararının etkili olabilmesi için, müdahaleyi ortadan kaldıracak tüm işlemlerin yapılabilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, ilamın işlevini ve amacını esas almaktadır.
B. Yargıtay Daireleri Arasındaki Uygulama Farklılıkları
Öğretideki bu ayrım, Yargıtay uygulamasına da yansımış ve özellikle Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarında farklı sonuçlara ulaşılmıştır.
Bir kısım kararlarda, müdahalenin men’i kararlarının tahliyeyi kapsamayacağı ve hükümde açıkça tahliye yer almadıkça taşınmazın boşaltılamayacağı kabul edilmiştir. Bu kararlar, lafzî yaklaşımı benimsemekte ve icra organlarının yorum yapamayacağını vurgulamaktadır.
Buna karşılık diğer bazı kararlarda ise, müdahalenin men’i kararının fiilî sonucu dikkate alınmış ve müdahalenin ortadan kaldırılmasının tahliye olmadan mümkün olmadığı hâllerde, taşınmazın boşaltılabileceği kabul edilmiştir.
Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2024 tarihli ve 2023/7026 Esas, 2024/3463 Karar sayılı ilamında, müdahalenin men’i kararının infazı kapsamında tahliye işlemi yapılabileceği yönünde değerlendirmeye yer verilmiştir. Aynı yönde 30.04.2024 tarihli ve 2023/8286 Esas, 2024/4067 Karar sayılı ilam ile 03.06.2024 tarihli ve 2023/8002 Esas, 2024/5661 Karar sayılı ilamda da benzer sonuçlara ulaşılmıştır.
Bu kararlar, aynı daire içerisinde dahi yeknesak bir uygulamanın bulunmadığını ve sorunun çözümünün içtihat birliği düzeyinde ele alınması gerektiğini göstermektedir.
C. Mükerrerlik Tartışması
Müdahalenin men’i kararlarının icrası bağlamında ortaya çıkan bir diğer önemli tartışma, aynı takip dosyasında farklı icra emirlerinin düzenlenmesi hâlinde mükerrerlik oluşup oluşmayacağıdır.
Özellikle:
. müdahalenin men’i (örnek 2 icra emri)
. para alacağı (örnek 4-5 icra emri)
aynı dosyada birlikte yer aldığında, alacak kalemlerinin birden fazla icra emrinde gösterilmesi mükerrer talep iddialarına yol açmaktadır.
Bir görüş, aynı alacağın birden fazla icra emrinde yer almasının mükerrerlik oluşturacağını savunmaktadır. Bu görüşe göre, borçluya karşı aynı borcun farklı yollarla talep edilmesi, icra hukukunun sistematiği ile bağdaşmaz.
Buna karşılık diğer görüş, talebin “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” ileri sürülmesi hâlinde mükerrerlikten söz edilemeyeceğini kabul etmektedir. Bu yaklaşım, borçlunun aynı borcu iki kez ödemek zorunda kalmaması şartıyla, farklı icra yollarının birlikte kullanılabileceğini savunmaktadır.
D. Genel Değerlendirme
Gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında ortaya çıkan bu görüş ayrılıkları, müdahalenin men’i kararlarının icrası bakımından ciddi bir belirsizlik yaratmıştır. Aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılması, hem icra uygulamasında öngörülebilirliği zayıflatmış hem de taraflar bakımından hukuki güvenliği zedelemiştir.
Bu nedenle söz konusu tartışmanın, yalnızca daire kararlarıyla değil, içtihat birliği sağlayacak bir üst yargı organı tarafından çözümlenmesi zorunlu hâle gelmiştir.
Nitekim bu ihtiyaç, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli kararı ile karşılanmış ve müdahalenin men’i kararlarının icrası ile mükerrerlik meselesi kapsamlı biçimde ele alınarak önemli ölçüde açıklığa kavuşturulmuştur.
V. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’NUN 10.09.2025 TARİHLİ KARARININ ANALİZİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli ve 2024/783 Esas, 2025/497 Karar sayılı ilamı, müdahalenin men’i kararlarının icrası ve mükerrerlik meselesine ilişkin uzun süredir devam eden tartışmaları doğrudan ele almış ve bu alanda önemli bir içtihat birliği sağlamıştır.
A. Uyuşmazlığın Çerçevesi
Somut olayda, dayanak ilamda:
. taşınmazın belirli bir bölümüne yönelik müdahalenin men’i
. ecrimisil alacağı birlikte hüküm altına alınmıştır.
Alacaklı, bu ilama dayanarak aynı icra dosyasında:
. müdahalenin men’i yönünden örnek 2 icra emri
. ecrimisil alacağı yönünden örnek 4-5 icra emri
düzenlemiştir.
Borçlu ise iki temel itiraz ileri sürmüştür:
. İlamda açık tahliye hükmü bulunmadığı için taşınmazın boşaltılamayacağı
. Aynı alacağın birden fazla icra emrinde yer alması nedeniyle mükerrerlik bulunduğu
Uyuşmazlık bu iki mesele üzerinde yoğunlaşmıştır.
B. Müdahalenin Men’i Kararının Kapsamı
Hukuk Genel Kurulu, müdahalenin men’i kararının kapsamını değerlendirirken, lafzî yaklaşımla yetinmemiş; kararın fiilî sonucunu esas almıştır.
Kurula göre:
. müdahalenin men’i kararı
. yalnızca soyut bir yasaklama değildir
. fiilî müdahalenin ortadan kaldırılmasını içerir
Bu çerçevede Kurul şu sonuca ulaşmıştır:
“Müdahalenin önlenmesine ilişkin ilâm tahliyeyi ve teslimi de kapsar.”
Bu tespit, müdahalenin men’i kararlarının uygun koşullarda İİK m.24 kapsamında infaz edilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
C. Örnek 2 İcra Emrinin Hukuki Niteliği
HGK, yukarıdaki kabul doğrultusunda, müdahalenin men’i kararının icrasında örnek 2 icra emri düzenlenmesini hukuka uygun bulmuştur.
Bu değerlendirme, şu sonucu doğurmaktadır:
müdahalenin men’i kararı
sadece İİK m.26 kapsamında değil
gerektiğinde m.24 kapsamında da infaz edilebilir
Bu yaklaşım, müdahalenin men’i kararlarının icra hukuku bakımından hibrit bir nitelik taşıdığını göstermektedir.
D. Mükerrerlik İddiasının Değerlendirilmesi
Kurul, mükerrerlik iddiasını değerlendirirken, talebin içeriğini esas almıştır.
Somut olayda, alacaklı tarafından ileri sürülen talepler:
“tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” ifadesiyle sınırlandırılmıştır.
HGK bu durumu belirleyici kabul ederek şu sonuca ulaşmıştır:
“Tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla talep edildiğinden mükerrerlikten söz edilemez.”
Bu yaklaşım, icra hukukunda mükerrerlik değerlendirmesinin yalnızca şekle değil, talebin ekonomik sonucuna göre yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
E. Kararın Gerekçesinin Değerlendirilmesi
Hukuk Genel Kurulu’nun kararında öne çıkan temel yaklaşım, ilamın etkili biçimde infaz edilmesi gerekliliğidir.
Kurul, müdahalenin men’i kararını yalnızca lafzı ile değerlendirmemiş; bu kararın amacını ve doğurduğu sonucu esas almıştır. Bu bağlamda, müdahalenin ortadan kaldırılmasının tahliye olmadan mümkün olmadığı durumlarda, tahliyenin kararın doğal sonucu olduğu kabul edilmiştir.
Bu yaklaşım, icra hukukunda katı şekilciliğin terk edilerek daha işlevsel bir yorumun benimsendiğini göstermektedir.
F. Karşı Oyun Değerlendirilmesi
Karara karşı yazılan karşı oyda ise, ilamın aynen infazı ilkesine vurgu yapılmış ve icra organlarının ilamı yorumlayamayacağı belirtilmiştir.
Karşı oyda özetle şu görüşler ileri sürülmüştür:
. hüküm fıkrasında tahliye ve teslim açıkça yer almamaktadır
. icra müdürlüğü bu sonucu kendiliğinden çıkaramaz
. örnek 2 icra emrinde para alacağına yer verilmesi de usule aykırıdır
Bu yaklaşım, icra hukukunda lafzî bağlılığı esas almakta ve icra organlarının yetkisinin sınırlandırılmasını öncelik hâline getirmektedir.
G. Ara Sonuç
Hukuk Genel Kurulu’nun kararı, müdahalenin men’i ilamlarının icrası bakımından fonksiyonel yorumu benimseyerek, ilamın lafzı ile infazın gereği arasındaki çatışmada ikinciyi üstün tutmuştur.
Bu tercih, ilamın etkili biçimde uygulanmasını sağlamak bakımından güçlü bir çözüm sunmakla birlikte, icra organlarının yorum yetkisinin sınırları bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getirebilecek niteliktedir.
VI. DEĞERLENDİRME
Müdahalenin men’i kararlarının icrası bağlamında ortaya çıkan tartışma, özünde iki temel ilkenin çatışmasına dayanmaktadır: ilamın aynen infazı ilkesi ile yargı kararlarının etkili biçimde uygulanması gerekliliği. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli kararı, bu iki ilke arasında açık bir tercih yaparak, infazın etkinliğini önceleyen bir yaklaşımı benimsemiştir.
A. Kararın Güçlü Yönü: İnfazın Etkinliği
Hukuk Genel Kurulu’nun yaklaşımının en güçlü yönü, müdahalenin men’i kararlarının pratikte etkisiz kalmasını önlemesidir. Zira taşınmaz üzerindeki fiilî müdahalenin devam ettiği bir durumda, yalnızca soyut bir yasaklama ile yetinilmesi, ilamın gerçek anlamda yerine getirilmemesi sonucunu doğurur.
Bu bağlamda Kurulun, müdahalenin men’i kararını fiilî sonuçlarıyla birlikte değerlendirmesi isabetlidir. Müdahalenin ortadan kaldırılması için tahliyenin zorunlu olduğu hâllerde, tahliyeyi ilamın doğal sonucu olarak kabul etmek, ilamın amacına uygun bir infaz sağlar.
Bu yaklaşım, icra hukukunun işlevsel niteliği ile de uyumludur. Zira icra hukuku, yalnızca şekli bir uygulama alanı değil, aynı zamanda hakkın fiilen korunmasını sağlayan bir araçtır.
B. Yorum Yasağı Bakımından Ortaya Çıkan Risk
Bununla birlikte, Hukuk Genel Kurulu’nun benimsediği yaklaşımın, icra organlarının yorum yetkisinin sınırları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
İcra hukukunun temel ilkelerinden biri, ilamın hüküm fıkrasına bağlılıktır. Bu ilke, icra organlarının yeni bir hüküm yaratmasını engelleyen temel güvencedir. Müdahalenin men’i kararının tahliyeyi kapsadığı yönündeki kabul, her ne kadar somut olayda isabetli bir sonuca ulaşsa da, bu ilkenin sınırlarının genişletilmesi sonucunu doğurabilecek niteliktedir.
Bu nedenle, söz konusu yaklaşımın sınırsız biçimde uygulanması hâlinde, icra müdürlüklerinin ilamın kapsamını belirleme yetkisinin genişlemesi ve bu durumun hukuki güvenliği zedelemesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.
C. Mükerrerlik Meselesine İlişkin Değerlendirme
Hukuk Genel Kurulu’nun mükerrerlik konusundaki yaklaşımı, müdahalenin men’i meselesine kıyasla daha tartışmalıdır.
Kurul, “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” ileri sürülen talepler bakımından mükerrerlikten söz edilemeyeceğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, borçlunun aynı borcu birden fazla kez ödemesinin önüne geçilmesi bakımından pratik bir çözüm sunmaktadır.
Ancak aynı alacak kalemlerinin farklı icra emirlerinde yer alması, icra takibinin şeffaflığı ve öngörülebilirliği bakımından sorun yaratabilir. Borçlunun hangi borçtan sorumlu olduğunu açık biçimde belirleyebilmesi, icra hukukunun temel gereklerinden biridir.
Bu nedenle, her ne kadar mükerrerlik bulunmadığı kabul edilse de, farklı nitelikteki taleplerin ayrı icra yolları ile takip edilmesi, sistematik açıdan daha sağlıklı bir yöntem olarak değerlendirilebilir.
D. Sistematik Değerlendirme
Müdahalenin men’i kararlarının icrası bakımından ortaya çıkan sorun, yalnızca belirli bir ilam türüne özgü değildir. Bu sorun, ilamlı icra sisteminin genel bir meselesi olup, hüküm fıkrasının bağlayıcılığı ile infazın etkinliği arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Bu çerçevede, müdahalenin men’i kararlarının:
. yalnızca lafzî içerikleriyle değil
. doğurdukları fiilî sonuçlarla birlikte
değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Ancak bu kabul, icra organlarının sınırsız bir yorum yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Müdahalenin men’i kararının tahliyeyi kapsadığı sonucuna ulaşılabilmesi için:
. müdahalenin fiilen devam ediyor olması
. bu müdahalenin tahliye olmadan ortadan kaldırılamaması gibi somut koşulların varlığı aranmalıdır.
E. Ara Sonuç
Hukuk Genel Kurulu’nun kararı, müdahalenin men’i ilamlarının icrası bakımından uzun süredir devam eden belirsizliği önemli ölçüde gidermiştir. Ancak bu karar, icra hukukunun temel ilkeleri bakımından yeni bir denge arayışını da beraberinde getirmiştir.
Bu nedenle söz konusu karar, yalnızca bir içtihat birliği sağlamaktan ibaret olmayıp, ilamlı icra sisteminin yorumlanmasına ilişkin daha geniş bir yaklaşım değişikliğinin de işareti olarak değerlendirilmelidir.
VII. SONUÇ
Müdahalenin men’i kararlarının icrası, uzun yıllar boyunca ilamın lafzına bağlılık ilkesi ile infazın etkinliği gerekliliği arasında bir denge problemi olarak ortaya çıkmıştır. Öğretide ve Yargıtay uygulamasında gelişen farklı yaklaşımlar, aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara yol açmış; bu durum icra hukukunda öngörülebilirliği zayıflatmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.2025 tarihli ve 2024/783 Esas, 2025/497 Karar sayılı ilamı, bu tartışmaya açık bir çözüm getirmiştir. Kurul, müdahalenin men’i kararlarının yalnızca lafzı ile değil, doğurduğu fiilî sonuç itibarıyla değerlendirilmesi gerektiğini kabul ederek, uygun koşullarda bu kararların tahliye ve teslim sonucunu da kapsadığını ortaya koymuştur.
Bu yaklaşım, ilamın etkili biçimde uygulanmasını sağlamak bakımından isabetli olmakla birlikte, icra organlarının yorum yetkisinin sınırları bakımından dikkatli uygulanması gereken bir çerçeve sunmaktadır. Aynı şekilde mükerrerlik meselesinde benimsenen çözüm, pratik ihtiyaçlara cevap vermekle birlikte, icra hukukunun sistematiği bakımından tartışılmaya açık yönler içermektedir.
Sonuç olarak, müdahalenin men’i kararlarının icrasına ilişkin doktriner ve yargısal tartışmalar, anılan Hukuk Genel Kurulu kararı ile önemli ölçüde giderilmiş; bu alanda uygulama birliği sağlanmıştır. Bu nedenle söz konusu karar, yalnızca somut uyuşmazlığı çözen bir içtihat olmanın ötesinde, ilamlı icra sisteminin yorumlanmasına yön veren bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.
Hukuki Bilgilendirme
Mevzuat ve güncel yargı kararları çerçevesindeMüdahalenin Men’i Kararlarının İcra Hukukunda Kapsamı konusuna ilişkin bu içerik, mevzuat ve güncel yargı kararları ışığında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.
Bu site, Av. Afşın Burak Öztürk tarafından hazırlanmış olup, sitede yer alan tüm içerikler bilgilendirme amacı taşımaktadır. Site içeriği, somut olaylara ilişkin hukuki danışmanlık hizmeti yerine geçmez.
Sitede yer alan tüm içeriklerin izinsiz kopyalanması, çoğaltılması, yayımlanması ve dağıtılması yasaktır.