“Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Gerçekten İvazlı mı? Muris Muvazaası ve Fiilî Bakımın Belirleyici Rolü”
I. GİRİŞ
Miras hukukunda mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü ile saklı paylı mirasçıların korunması arasındaki denge, uygulamada en fazla tartışma yaratan alanlardan birini oluşturmaktadır. Özellikle mirasbırakanın sağlığında veya ölüme bağlı tasarruflarla belirli mirasçılar lehine yoğunlaşan kazandırmalar yapması, diğer mirasçıların haklarının ihlali iddialarını gündeme getirmekte ve bu durum çoğu zaman muvazaa veya tenkis davalarına konu olmaktadır.
Bu tartışmanın en dikkat çekici görünümlerinden biri, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin uygulamadaki kullanımıdır. Türk Borçlar Kanunu’nda karşılıklı edimler içeren ivazlı bir sözleşme olarak düzenlenen bu sözleşme türü, özünde bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmesini, buna karşılık bakım alacaklısının da belirli bir malvarlığı değerini devretmesini öngörmektedir.¹ Ancak uygulamada bu sözleşmenin her zaman gerçek anlamda bir bakım ilişkisine dayanmadığı, kimi durumlarda mirasçılardan mal kaçırma amacıyla kullanılan bir araç hâline geldiği görülmektedir.
Bu noktada ortaya çıkan temel sorun, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin varlığının tek başına işlemin ivazlı olduğu sonucunu doğurup doğurmayacağıdır. Gerçekten de sözleşmenin şeklen geçerli olarak kurulmuş olması, bakım ediminin fiilen yerine getirildiği anlamına gelmemektedir. Özellikle bakım alacaklısının en yoğun bakım ihtiyacı duyduğu dönemde sözleşme tarafı bakım borçlusunun fiilen bakım sağlamadığı, buna karşılık bakımın üçüncü kişiler tarafından yerine getirildiği durumlarda, sözleşmenin gerçek amacının yeniden değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmektedir.
Yargıtay uygulamasında da bu sorun, muris muvazaası çerçevesinde ele alınmakta ve görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak kurulan işlemlerin gerçekte bağış niteliğinde olup olmadığı, somut olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bakım sözleşmesinin muvazaa aracı olarak kullanılabileceğini ve işlemin gerçek amacının tarafların iradeleri ile ekonomik ve sosyal olgular dikkate alınarak tespit edilmesi gerektiğini açıkça kabul etmektedir.
Bu çerçevede özellikle aşağıdaki hususlar belirleyici olmaktadır: mirasbırakanın yaşı ve sağlık durumu, bakım ihtiyacının varlığı ve yoğunluğu, bakım borçlusunun bu ihtiyacı fiilen karşılayıp karşılamadığı, bakımın kim tarafından gerçekleştirildiği, devredilen malvarlığının miktarı ve murisin diğer mirasçılarla ilişkileri. Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, görünürde ivazlı olan bir işlemin gerçekte bağış niteliğinde olduğu ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı sonucuna ulaşılması mümkündür.
Öte yandan mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufları bakımından saklı pay kurumu da ayrı bir koruma mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal eden tasarruflar, Türk Medenî Kanunu’nda öngörülen tenkis hükümleri çerçevesinde sınırlandırılmakta ve bu yolla mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü ile mirasçıların korunması arasında denge sağlanmaktadır.² Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan kazandırmaların, yalnızca muvazaa yönünden değil, aynı zamanda saklı payın ihlali bakımından da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu çalışmanın temel amacı, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaası bağlamında değerlendirilmesinde bakım ediminin fiilî ifasının belirleyici rolünü ortaya koymak ve özellikle bakımın sözleşme tarafı dışında üçüncü kişiler tarafından yerine getirildiği durumlarda işlemin hukuki niteliğinin nasıl tespit edilmesi gerektiğini incelemektir. Bu kapsamda öncelikle vasiyetname ve saklı pay ilişkisi ele alınacak, ardından ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuki niteliği incelenecek ve nihayet muris muvazaası ile olan ilişkisi, Yargıtay içtihatları ışığında değerlendirilecektir.
DİPNOTLAR
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.611: “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığı veya bazı malvarlığı değerlerini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir.”
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.560: “Saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal eden tasarruflar, tenkise tabidir.”
II. VASİYETNAME VE SAKLI PAYIN KORUNMASI
Mirasbırakanın malvarlığı üzerinde ölümünden sonra sonuç doğuracak şekilde tasarrufta bulunabilmesi, miras hukukunun temel ilkelerinden biridir. Ancak bu tasarruf özgürlüğü sınırsız olmayıp, saklı paylı mirasçıların korunmasına yönelik hükümlerle sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda vasiyetname ile yapılan kazandırmaların hukuki sonuçlarının doğru değerlendirilebilmesi için öncelikle saklı pay kurumunun ve buna bağlı olarak tenkis mekanizmasının açıklığa kavuşturulması gerekir.
A. Vasiyetnamenin Hukuki Niteliği
Vasiyetname, mirasbırakanın ölümünden sonra hüküm doğurmak üzere yaptığı tek taraflı ve şekle bağlı bir ölüme bağlı tasarruftur. Türk Medenî Kanunu’nda vasiyetname ile mirasçı atanabileceği gibi belirli mal bırakma yoluyla da tasarrufta bulunulabileceği kabul edilmiştir.
Bu yönüyle vasiyetname, mirasbırakanın malvarlığı üzerinde ölüm sonrası etki doğuran en temel tasarruf araçlarından biridir. Ancak bu tasarruf, saklı paylı mirasçıların haklarını ortadan kaldıracak şekilde sınırsız olarak kullanılamaz.
B. Saklı Pay Kurumu ve Kapsamı
Saklı pay, belirli mirasçıların mirasbırakanın tasarruflarına karşı korunmuş olan zorunlu miras payını ifade eder. Türk Medenî Kanunu’na göre altsoy, saklı paylı mirasçılar arasında yer almakta olup, altsoyun saklı payı yasal miras payının yarısıdır.
“Altsoyun saklı payı, yasal miras payının yarısıdır.”¹
Bu düzenleme ile mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü, altsoy bakımından belirli bir sınır içine alınmıştır. Mirasbırakan, saklı payı aşan kısım üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir; ancak saklı paya dokunan tasarruflar hukuk düzeni tarafından korunmaz.
C. Saklı Payın İhlali ve Tenkis Mekanizması
Saklı payın ihlali hâlinde başvurulacak temel hukuki yol, tenkis davasıdır. Tenkis, mirasbırakanın yaptığı kazandırmaların saklı payı aşan kısmının azaltılmasını sağlayan bir dava türüdür.
“Saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal eden tasarruflar, tenkise tabidir.”²
Bu noktada özellikle vurgulanması gereken husus şudur:
Vasiyetname ile yapılan tasarruf, saklı payı ihlal etse dahi kendiliğinden hükümsüz hâle gelmez. Tasarruf geçerliliğini korur; ancak saklı paylı mirasçıların talebi üzerine, ihlal edilen kısım bakımından azaltılır.
Dolayısıyla saklı payın ihlali, tasarrufun iptalini değil, sınırlandırılmasını gerektirir.
D. İptal ve Tenkis Ayrımı
Uygulamada sıklıkla karıştırılan hususlardan biri, ölüme bağlı tasarrufların iptali ile tenkis arasındaki farktır.
İptal davası, tasarrufun baştan itibaren geçersiz sayılmasını amaçlar ve yalnızca kanunda sayılan sınırlı sebeplerle açılabilir. Bu sebepler arasında ehliyetsizlik, irade sakatlığı veya şekil eksikliği yer alır.
Buna karşılık tenkis davası, tasarrufun geçerli olduğu kabul edilmekle birlikte, saklı payı ihlal eden kısmının ortadan kaldırılmasını hedefler. Bu nedenle saklı pay ihlali iddialarında kural olarak başvurulacak yol iptal değil, tenkistir.
Bu ayrım, özellikle ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile birlikte değerlendirilen kazandırmalar bakımından önem taşımaktadır. Zira aynı işlem, bir yandan muvazaa nedeniyle tamamen geçersiz sayılabilecek nitelikte olabilirken, diğer yandan saklı payı ihlal ettiği ölçüde tenkise de konu olabilmektedir.
E. Somut Olay Bağlamında Değerlendirme
Somut olayda mirasbırakanın birden fazla işlem yoluyla aynı mirasçı lehine kazandırmalarda bulunduğu görülmektedir. Vasiyetname ile yapılan bu kazandırmaların, saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal edip etmediği, öncelikle tenkis hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Ancak burada önem taşıyan husus, vasiyetname ile sınırlı bir değerlendirme yapılmasının yeterli olmayacağıdır. Zira mirasbırakanın sağlığında yaptığı temlikler ve özellikle ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gerçekleştirdiği kazandırmalar da, saklı pay hesabında dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer almaktadır.
Bu nedenle saklı payın ihlal edilip edilmediği, yalnızca vasiyetnameye bakılarak değil, mirasbırakanın tüm kazandırmaları birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
DİPNOTLAR
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.506: “Altsoyun saklı payı, yasal miras payının yarısıdır.”
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.560: “Saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal eden tasarruflar, tenkise tabidir.”
III. ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusu ile bakım alacaklısı arasında kurulan ve taraflara karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme türü olup, uygulamada özellikle ileri yaşta ve bakıma muhtaç kişilerin malvarlıklarını devretmeleri karşılığında bakım hizmeti almalarını amaçlamaktadır. Bu sözleşme, Türk Borçlar Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiş olup, ivazlı sözleşmeler arasında yer almaktadır.
A. Sözleşmenin Hukuki Niteliği
Türk Borçlar Kanunu’na göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi, tarafların karşılıklı edimler üstlendiği bir sözleşmedir:
“Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığı veya bazı malvarlığı değerlerini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir.”¹
Bu tanımdan hareketle sözleşmenin temel unsurları:
. bakım borçlusu tarafından üstlenilen bakım edimi
. bakım alacaklısı tarafından üstlenilen malvarlığı devri olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu yönüyle sözleşme, klasik anlamda bir ivazlı sözleşme niteliği taşır. Ancak bu ivazlılık, her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir nitelik olup, yalnızca sözleşmenin varlığına dayanılarak otomatik olarak kabul edilemez.
B. Bakım Borcunun Kapsamı
Bakım borcu, dar anlamda yalnızca maddi ihtiyaçların karşılanmasını ifade etmez. Kanun koyucu, bakım borcunu geniş bir çerçevede düzenlemiştir:
“Bakım borçlusu, bakım alacaklısını ailesi içinde barındırmak ve ona gerekli bakımı göstermekle yükümlüdür.”²
Bu kapsamda bakım borcu:
. barınma
. beslenme
. sağlık hizmetlerine erişim
. günlük yaşamın sürdürülmesi
. gözetim ve ilgi gibi unsurları içermektedir.
Dolayısıyla bakım borcu, süreklilik arz eden ve bakım alacaklısının yaşam koşullarını doğrudan etkileyen bir yükümlülük olup, yalnızca sembolik veya aralıklı yardımlarla yerine getirilmiş sayılmaz.
C. Sözleşmenin Kuruluşu ve Geçerlilik Şartları
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olabilmesi için:
. tarafların fiil ehliyetine sahip olması
. sözleşmenin kanunda öngörülen şekle uygun olarak yapılması
. taraflar arasında edim dengesi bulunması gerekmektedir.
Bu sözleşme, özellikle taşınmaz devrini içerdiği durumlarda resmi şekilde yapılmak zorundadır. Ancak şekil şartının sağlanmış olması, sözleşmenin her durumda geçerli olduğu anlamına gelmez. Sözleşmenin gerçek niteliği, tarafların iradeleri ve sözleşmenin fiilî uygulanışı birlikte değerlendirilerek belirlenir.
D. İvazlılık Niteliğinin Sınırları
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kural olarak ivazlı bir sözleşme olmakla birlikte, bu nitelik mutlak değildir. Sözleşmenin gerçekten ivazlı sayılabilmesi için:
. bakım borcunun fiilen yerine getirilmesi
. bakım ediminin sürekli ve gerçek olması
. devredilen malvarlığı ile bakım yükümlülüğü arasında makul bir denge bulunması gerekmektedir.
Bu unsurların bulunmadığı hâllerde, sözleşmenin görünürde ivazlı olmasına rağmen gerçekte bağış niteliği taşıdığı kabul edilebilir.
E. Yargıtay Uygulamasında Genel Yaklaşım
Yargıtay, ölünceye kadar bakma sözleşmelerini değerlendirirken yalnızca sözleşmenin şekli varlığına değil, tarafların gerçek iradesine ve sözleşmenin uygulanışına da önem vermektedir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bakım sözleşmesinin ivazlı bir işlem olarak kabul edilmekle birlikte, muvazaa iddiasının her zaman ileri sürülebileceğini ve sözleşmenin gerçek amacının somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Ayrıca Yargıtay uygulamasında, bakım borcunun gereği gibi yerine getirilmemesi veya bakımın fiilen başka kişiler tarafından sağlanması gibi durumların, sözleşmenin gerçek niteliğinin değerlendirilmesinde belirleyici olduğu kabul edilmektedir.
F. Ara Değerlendirme
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, hukuki niteliği itibarıyla ivazlı bir sözleşme olmakla birlikte, bu nitelik her somut olayda ayrıca incelenmelidir. Sözleşmenin yalnızca şeklen kurulmuş olması, onun gerçek anlamda bir bakım ilişkisine dayandığını göstermez.
Bu nedenle özellikle bakım ediminin fiilen yerine getirilip getirilmediği, bakımın kim tarafından sağlandığı ve sözleşmenin hangi ekonomik ve sosyal koşullar altında kurulduğu gibi hususlar, sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.
DİPNOTLAR
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.611: “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığı veya bazı malvarlığı değerlerini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir.”
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.613: “Bakım borçlusu, bakım alacaklısını ailesi içinde barındırmak ve ona gerekli bakımı göstermekle yükümlüdür.”
VI. MURİS MUVAZAASI
Muris muvazaası, mirasbırakanın, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği bir malvarlığı değerini, görünürde başka bir hukuki işlemle devretmesi şeklinde ortaya çıkan özel bir muvazaa türüdür. Türk hukukunda açık bir kanun hükmü ile düzenlenmemiş olmakla birlikte, öğreti ve Yargıtay içtihatları ile şekillenmiş ve yerleşik bir uygulama alanı bulmuştur.
A. Kavram ve Hukuki Dayanak
Muvazaa, tarafların gerçek iradeleri ile dış dünyaya yansıttıkları irade beyanı arasında bilerek oluşturulan uyumsuzluk olarak tanımlanır. Türk Borçlar Kanunu bu durumu açıkça düzenlemiştir:
“Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.”¹
Bu genel düzenleme çerçevesinde muris muvazaası, özellikle miras hukukunda kendine özgü bir görünüm kazanmıştır. Bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçılarının saklı pay haklarını bertaraf etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği bir taşınmazı satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi görünürde ivazlı bir işlemle devretmektedir.
Bu konuda temel hukuki dayanak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı kararıdır. Anılan kararda, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılan görünüşteki işlemlerin muvazaalı olduğu ve bu tür işlemlere dayanılarak tapu iptal ve tescil davası açılabileceği kabul edilmiştir.
B. Muris Muvazaasının Unsurları
Muris muvazaasından söz edilebilmesi için üç temel unsurun birlikte bulunması gerekir:
Birincisi, taraflar arasında görünürde bir hukuki işlemin yapılmış olmasıdır. Bu işlem çoğu zaman satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde ortaya çıkar.
İkincisi, görünürdeki işlemin gerçekte tarafların iradesini yansıtmamasıdır. Bu durumda görünürdeki işlem ile gizli işlem arasında bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Gerçek irade çoğunlukla bağış yönündedir.
Üçüncüsü ve en önemli unsur ise mirasçılardan mal kaçırma amacıdır. Muris muvazaasını diğer muvazaa türlerinden ayıran temel özellik, bu amacın varlığıdır.
C. İspat Rejimi
Muris muvazaası iddiası, genel ispat kurallarına tabidir. Bu kapsamda iddiayı ileri süren mirasçılar, muvazaa olgusunu ispatla yükümlüdür. Ancak Yargıtay uygulamasında, bu tür uyuşmazlıklarda ispatın yalnızca yazılı delillerle sınırlı olmadığı kabul edilmiştir.
Bu nedenle muris muvazaası şu delillerle ispat edilebilir:
. tanık beyanları
. tarafların sosyal ve ekonomik durumları
. murisin yaşı ve sağlık durumu
. aile içi ilişkiler
. devredilen malvarlığının miktarı ve oranı
Bu geniş ispat imkânı, muris muvazaasının çoğu zaman gizli şekilde gerçekleşmesinden kaynaklanmaktadır.
D. Yargıtay Uygulaması
Yargıtay, muris muvazaası iddialarını değerlendirirken, işlemin yalnızca şekli görünümüne değil, tarafların gerçek iradesine ve somut olayın tüm özelliklerine bakmaktadır.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan temliklerin de muvazaa kapsamında değerlendirilebileceğini açıkça kabul etmektedir. Bu kapsamda, murisin yaptığı temlikin gerçek amacının belirlenebilmesi için;
.murisin yaşı
.sağlık durumu
.bakım ihtiyacı
.aile ilişkileri
.temlik edilen malvarlığının toplam malvarlığı içindeki oranı gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Aynı doğrultuda Yargıtay 1. Hukuk Dairesi de, görünürde ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak yapılan işlemlerin, gerçekte bağış niteliği taşıyabileceğini ve bu durumda muris muvazaası hükümlerinin uygulanacağını kabul etmektedir.
E. Ara Değerlendirme
Muris muvazaası, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü kötüye kullanarak mirasçılar arasındaki dengeyi bozmasını engelleyen önemli bir hukuki mekanizmadır. Özellikle görünürde ivazlı işlemler aracılığıyla gerçekleştirilen temliklerde, işlemin gerçek amacının ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, her ne kadar kural olarak ivazlı sözleşmeler arasında yer alsa da, somut olayın özelliklerine göre muvazaa kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle sözleşmenin yalnızca şekli varlığına değil, fiilî uygulanışına ve tarafların gerçek iradesine bakılması zorunludur.
DİPNOT
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.19: “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.”
V. ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ İLE MURİS MUVAZAASI ARASINDAKİ İLİŞKİ
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, kural olarak ivazlı bir sözleşme olmakla birlikte, uygulamada sıklıkla muris muvazaasının aracı olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesinde, yalnızca şekli unsurların değil, tarafların gerçek iradelerinin ve sözleşmenin fiilî uygulanışının dikkate alınması zorunludur.
A. Sözleşmenin Muvazaa Aracı Olarak Kullanılması
Muris muvazaası uygulamasında, mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği malvarlığı değerlerini, görünürde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı işlemlerle devrettiği görülmektedir. Bu durumda sözleşme, tarafların gerçek iradesini yansıtmayan bir görünüşten ibaret hâle gelmektedir.
Yargıtay uygulamasında da açıkça kabul edildiği üzere, ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile yapılan temlikler de muvazaa iddiasına konu olabilir ve bu tür işlemlerde asıl olan tarafların gerçek amacının ortaya çıkarılmasıdır.
Dolayısıyla sözleşmenin yalnızca varlığı, işlemin ivazlı olduğu sonucunu doğurmaz; aksine, sözleşmenin hangi amaçla yapıldığı somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
B. Gerçek İradenin Tespitinde Kullanılan Kriterler
Yargıtay, muris muvazaasının varlığını değerlendirirken belirli ölçütler geliştirmiştir. Bu ölçütler, sözleşmenin görünürdeki niteliği ile gerçek amacı arasındaki farkın ortaya çıkarılmasını sağlar.
Bu kapsamda özellikle aşağıdaki hususlar önem taşımaktadır:
. mirasbırakanın yaşı ve sağlık durumu
. bakım ihtiyacının varlığı ve yoğunluğu
. bakım borçlusunun bu ihtiyacı fiilen karşılayıp karşılamadığı
. taraflar arasındaki aile ilişkileri
. devredilen malvarlığının miktarı ve murisin toplam malvarlığı içindeki oranı
Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, bakım sözleşmesine dayalı temliklerde, işlemin gerçek amacının belirlenebilmesi için bu tür olguların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
C. Malvarlığının Önemli Bir Kısmının Devri
Muris muvazaasının en önemli göstergelerinden biri, mirasbırakanın malvarlığının önemli bir kısmını veya tamamına yakınını tek bir mirasçıya devretmesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu tür durumlarda, mirasbırakanın daha sınırlı bir temlik ile bakımını sağlayabileceği hâlde malvarlığının büyük bir bölümünü devretmesinin, .
. işlemin gerçek amacının bakım değil mirasçılardan mal kaçırma olduğuna işaret edebileceğini kabul etmektedir.
Bu yaklaşım, sözleşmenin ekonomik yönünün de muvazaa değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.
D. Bakım Ediminin Fiilen Yerine Getirilmemesi
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin gerçek niteliğinin belirlenmesinde en önemli kriterlerden biri, bakım ediminin fiilen yerine getirilip getirilmediğidir.
Bakım borcunun hiç yerine getirilmemesi veya sembolik düzeyde kalması hâlinde, sözleşmenin ivazlı niteliğinden söz etmek mümkün değildir. Bu durumda sözleşme, görünürde ivazlı olmakla birlikte gerçekte bağış niteliği taşıyan bir işlem hâline gelir.
Yargıtay uygulamasında da, bakım ediminin fiilen yerine getirilip getirilmediği hususunun, muvazaa değerlendirmesinde belirleyici olduğu kabul edilmektedir.
E. Bakımın Üçüncü Kişiler Tarafından Sağlanması
Bakım sözleşmesinin muvazaa kapsamında değerlendirilmesinde özellikle dikkat çeken bir diğer husus, bakımın sözleşme tarafı dışında üçüncü kişiler tarafından sağlanmasıdır.
Bakım borcu, sözleşmenin asli edimidir ve kural olarak bakım borçlusu tarafından yerine getirilmelidir. Bu edimin sürekli biçimde üçüncü kişiler tarafından yerine getirilmesi, sözleşmenin gerçek amacının bakım olmadığını gösteren güçlü bir olgu niteliğindedir.
Özellikle bakım alacaklısının en yoğun bakım ihtiyacı duyduğu dönemde, bakım borçlusunun fiilen bakım sağlamaması ve bakımın başka kişiler tarafından üstlenilmesi, sözleşmenin ivazlı niteliğini ciddi biçimde zayıflatır.
F. İşlem Zinciri ve Amaç Birliği
Muris muvazaasının tespitinde tek bir işlem değil, işlemler bütünü de dikkate alınmalıdır. Mirasbırakanın aynı mirasçı lehine birden fazla hukuki işlem yapması, bu işlemlerin birlikte değerlendirilmesini gerekli kılar.
Bu bağlamda;
. sağlığında yapılan satış işlemleri
. vasiyetname ile yapılan kazandırmalar
. ölünceye kadar bakma sözleşmesi birlikte değerlendirildiğinde, bu işlemlerin tek bir amaca, yani belirli mirasçılar lehine malvarlığı devrine yönelip yönelmediği ortaya konulabilir.
Bu tür bir işlem zincirinin varlığı, muris muvazaasının en güçlü göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
G. Ara Sonuç
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaası kapsamında değerlendirilmesinde, sözleşmenin şekli varlığından ziyade fiilî uygulanışı ve tarafların gerçek iradesi belirleyicidir. Özellikle bakım ediminin yerine getirilmemesi, bakımın üçüncü kişiler tarafından sağlanması ve mirasbırakanın malvarlığının önemli bir kısmını tek bir mirasçıya devretmesi gibi olgular, sözleşmenin gerçekte bağış niteliği taşıdığına işaret eder.
Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesi, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve sözleşmenin gerçek amacı, olayın tüm özellikleri birlikte ele alınarak belirlenmelidir.
VI. BAKIM EDİMİNİN FİİLÎ İFASI VE İSPATI
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde en kritik unsur, bakım ediminin fiilen yerine getirilip getirilmediğidir. Zira sözleşmenin ivazlı kabul edilebilmesi, yalnızca şeklen kurulmuş olmasına değil, bakım borcunun gerçek ve sürekli biçimde ifa edilmesine bağlıdır. Bu nedenle bakım ediminin ispatı, muris muvazaasının tespitinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
A. İspat Yükü ve Hukuki Çerçeve
Genel ispat kuralı gereğince, muvazaa iddiasını ileri süren taraf, bu iddiasını ispatla yükümlüdür:
“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”¹
Ancak muris muvazaası davalarında Yargıtay, olayın niteliği gereği geniş bir ispat rejimini kabul etmekte ve taraflara her türlü delille ispat imkânı tanımaktadır. Bu yaklaşım, bakım ediminin fiilî ifasının çoğu zaman yazılı belgelerle değil, hayatın olağan akışı içinde ortaya çıkan olgularla anlaşılabilmesinden kaynaklanmaktadır.
B. Bakımın Fiilen Kim Tarafından Yerine Getirildiği
Bakım sözleşmesinin temel unsuru, bakım borcunun sözleşme tarafı tarafından yerine getirilmesidir. Bu nedenle bakımın fiilen kim tarafından sağlandığı, sözleşmenin gerçek niteliğinin belirlenmesinde en önemli kriterdir.
Bakımın:
. sözleşme tarafı tarafından değil
. başka bir mirasçı veya üçüncü kişiler tarafından yerine getirilmesi hâlinde, sözleşmenin ivazlı niteliği ciddi biçimde tartışmalı hâle gelir.
Bu durumda ortaya çıkan tablo şudur:
Sözleşme tarafı görünürde bakım borçlusu olsa da, gerçekte bakım yükünü üstlenen kişi farklıdır. Bu durum, sözleşmenin gerçek amacının bakım değil, malvarlığı devrini sağlamak olduğunu gösteren güçlü bir olgudur.
C. Bakımın Yoğun Olduğu Dönemlerin Önemi
Bakım ediminin değerlendirilmesinde, bakımın özellikle hangi dönemlerde yerine getirildiği büyük önem taşır. Her bireyin yaşamında bakım ihtiyacının en yoğun olduğu dönemler, genellikle hastalık, kaza veya yaşlılığa bağlı fonksiyon kaybı gibi durumların ortaya çıktığı zamanlardır.
Bu nedenle:
. bakım ihtiyacının en yoğun olduğu dönemde
. bakım borçlusunun fiilen bulunmaması
sözleşmenin gerçek niteliği bakımından belirleyici bir göstergedir.
Özellikle ağır sağlık sorunlarının yaşandığı son dönemlerde bakımın kim tarafından sağlandığı, sözleşmenin ivazlı mı yoksa muvazaalı mı olduğunun tespitinde anahtar rol oynar.
D. İspat Araçları
Bakım ediminin fiilî ifası, farklı türde delillerle ortaya konulabilir. Bu kapsamda aşağıdaki deliller ön plana çıkmaktadır:
- Resmî ve Kurumsal Kayıtlar
. hastane yatış kayıtları
. refakatçi listeleri
. tedavi sürecine ilişkin belgeler
Bu kayıtlar, bakımın kim tarafından fiilen üstlenildiğini objektif biçimde ortaya koyar. Özellikle hastane refakatçi kayıtları, bakım borcunun hangi kişi tarafından yerine getirildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir.
- Tanık Beyanları
. komşular
. akrabalar
bakım sürecine fiilen şahit olan kişiler
Tanık beyanları, günlük bakımın kim tarafından sağlandığını ve bakım borçlusunun fiilen sürece dahil olup olmadığını ortaya koyar.
- Günlük Yaşam Verileri
. murisin kimle yaşadığı
. bakım ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı
. sosyal çevrede bakımın nasıl algılandığı
Bu tür olgular, bakım ilişkisinin gerçek niteliğini ortaya koyan tamamlayıcı unsurlardır.
E. Fiilî Bakım ile Sözleşme Arasındaki Uyumsuzluk
Bakım ediminin fiilen yerine getirilmemesi veya bakımın sürekli olarak üçüncü kişiler tarafından sağlanması hâlinde, sözleşme ile gerçek durum arasında açık bir uyumsuzluk ortaya çıkar.
Bu uyumsuzluk şu sonucu doğurur:
. sözleşme görünürde ivazlıdır
. ancak gerçekte karşı edim bulunmamaktadır
Dolayısıyla sözleşmenin ivazlı niteliği ortadan kalkar ve işlem bağış niteliği kazanır.
F. Somut Olay Perspektifi
Somut olaylarda sıklıkla karşılaşıldığı üzere, bakım alacaklısının ağır bir sağlık sorunu geçirdiği ve uzun süreli bakım ihtiyacı doğduğu dönemlerde, bakımın sözleşme tarafı dışında başka kişiler tarafından üstlenildiği görülmektedir.
Bu tür durumlarda:
. bakım borçlusunun fiilen bakım sağlamaması
. bakımın başka bir mirasçı tarafından üstlenilmesi
. bu durumun resmî kayıtlar ve tanık beyanları ile desteklenmesi
sözleşmenin gerçek amacının bakım olmadığını ortaya koyan güçlü bir delil bütünlüğü oluşturur.
G. Ara Sonuç
Bakım ediminin fiilî ifası, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde belirleyici unsurdur. Özellikle bakımın sözleşme tarafı dışında üçüncü kişiler tarafından yerine getirildiği ve bakım borçlusunun bakım ihtiyacının en yoğun olduğu dönemde fiilen sürece dahil olmadığı durumlarda, sözleşmenin ivazlı niteliğinden söz etmek mümkün değildir.
Bu nedenle bakım ediminin ispatı, muris muvazaasının tespitinde yalnızca yardımcı bir unsur değil, çoğu zaman belirleyici nitelikte bir unsurdur.
DİPNOT
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.6: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
VII. HUKUKİ SONUÇLAR VE DAVA STRATEJİSİ
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaası kapsamında değerlendirilmesi ve bakım ediminin fiilen yerine getirilmediğinin ortaya konulması, birden fazla hukuki sonucun doğmasına yol açmaktadır. Bu sonuçların doğru tespiti, izlenecek dava stratejisinin belirlenmesi bakımından büyük önem taşır.
A. Muvazaa Tespiti ve Sözleşmenin Hukuki Akıbeti
Muris muvazaasının varlığı hâlinde, görünürde yapılan işlem tarafların gerçek iradesini yansıtmadığından hukuki sonuç doğurmaz. Bu durumda görünürdeki sözleşme geçersiz kabul edilir ve işlem, gerçek iradeye göre değerlendirilir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olduğunun tespiti hâlinde:
. sözleşmenin ivazlı niteliği ortadan kalkar
. işlem bağış olarak değerlendirilir
. bağış ise muris muvazaası kapsamında geçersiz sayılır
Bu durumda mirasçılar, taşınmazın devrine ilişkin işlemin iptalini talep edebilirler.
B. Tapu İptal ve Tescil Davası
Muris muvazaasının tespiti hâlinde başvurulacak temel dava, tapu iptal ve tescil davasıdır. Bu dava ile, muvazaalı işlem sonucunda yapılan taşınmaz devrinin iptali ve taşınmazın miras payları oranında mirasçılar adına tescili talep edilir.
Bu davanın temel özellikleri:
. mirasçılar tarafından açılabilir
. zamanaşımına tabi değildir
. her türlü delille ispat mümkündür
Bu yönüyle tapu iptal ve tescil davası, muris muvazaası iddialarında en etkili hukuki araçtır.
C. Tenkis Davası (Alternatif ve Tamamlayıcı Yol)
Muvazaa iddiasının ispat edilememesi ihtimaline karşı, saklı paylı mirasçıların korunması amacıyla tenkis davası açılması mümkündür.
Tenkis davası ile:
. saklı payı aşan kazandırmalar azaltılır
. miras dengesi yeniden sağlanır
Bu nedenle tenkis davası, özellikle muvazaanın ispatında tereddüt yaşanabilecek durumlarda tamamlayıcı bir koruma mekanizması olarak değerlendirilmelidir.
D. Davaların Birlikte İleri Sürülmesi
Uygulamada muris muvazaası ve tenkis taleplerinin birlikte ileri sürülmesi mümkündür. Bu yaklaşım, hukuki korumayı güçlendiren ve davanın reddi riskini azaltan bir strateji olarak kabul edilmektedir.
Bu kapsamda:
. öncelikli talep → tapu iptal ve tescil (muvazaa)
. tali talep → tenkis
şeklinde bir dava kurgusu yapılması, uygulamada en güvenli yöntemlerden biridir.
E. İspat Stratejisinin Davaya Yansıtılması
Dava stratejisinin en önemli unsuru, bakım ediminin fiilen yerine getirilmediğinin somut delillerle ortaya konulmasıdır. Bu kapsamda:
. hastane refakat kayıtları
. tedavi sürecine ilişkin belgeler
. tanık beyanları
. bakımın kim tarafından yapıldığını gösteren olgular
. davanın temel ispat araçlarını oluşturur.
Özellikle bakım ihtiyacının en yoğun olduğu dönemde, bakımın sözleşme tarafı dışında başka kişiler tarafından üstlenildiğinin ortaya konulması, muvazaa iddiasının kabulü bakımından belirleyici niteliktedir.
F. İşlem Zincirinin Davaya Etkisi
Mirasbırakanın aynı mirasçı lehine birden fazla işlem yapmış olması, dava stratejisinde dikkate alınması gereken önemli bir unsurdur.
Bu kapsamda:
. sağlığında yapılan satış işlemleri
. vasiyetname ile yapılan kazandırmalar
. ölünceye kadar bakma sözleşmesi
birlikte değerlendirilmeli ve bu işlemlerin tek bir amaca yönelip yönelmediği ortaya konulmalıdır.
Bu tür bir işlem zinciri, muris muvazaasının varlığına işaret eden en güçlü olgulardan biri olarak kabul edilmektedir.
G. Ara Sonuç
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muris muvazaası kapsamında değerlendirilmesi hâlinde, başlıca hukuki sonuç tapu iptal ve tescil davası yoluyla taşınmazın mirasçılar adına geçirilmesidir. Bunun yanında tenkis davası, saklı payın korunması bakımından tamamlayıcı bir yol olarak önem taşımaktadır.
Bu nedenle etkili bir dava stratejisi, muvazaa ve tenkis taleplerinin birlikte ve kademeli biçimde ileri sürülmesini, ispatın ise bakım ediminin fiilî ifası üzerinden somut delillerle kurulmasını gerektirir.
VIII. SONUÇ
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, hukuki niteliği itibarıyla ivazlı bir sözleşme olarak düzenlenmiş olmakla birlikte, uygulamada bu sözleşmenin her zaman gerçek bir bakım ilişkisine dayanmadığı açıkça görülmektedir. Özellikle mirasbırakanın malvarlığını belirli mirasçılar lehine yoğunlaştırdığı ve bakım ediminin fiilen yerine getirilmediği durumlarda, sözleşmenin görünürdeki niteliği ile gerçek amacı arasında ciddi bir uyumsuzluk ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay içtihatlarında da benimsendiği üzere, bu tür uyuşmazlıklarda sözleşmenin şekli varlığından hareketle sonuca ulaşılması mümkün değildir. Asıl olan, tarafların gerçek iradesinin ve sözleşmenin fiilî uygulanışının ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede bakım ediminin kim tarafından, hangi kapsamda ve özellikle hangi dönemde yerine getirildiği hususu, sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.
Nitekim bakım ihtiyacının en yoğun olduğu dönemde bakım borçlusunun fiilen bakım sağlamaması ve bakımın üçüncü kişiler tarafından üstlenilmesi, sözleşmenin ivazlı niteliğini ortadan kaldıran en güçlü olgulardan biridir. Bu durumda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin, gerçekte bağış niteliğinde olduğu ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı sonucuna ulaşılması gerekir.
Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli; sözleşmenin varlığına değil, içeriğine ve uygulanışına bakılmalıdır. Özellikle birden fazla hukuki işlemle aynı mirasçı lehine gerçekleştirilen kazandırmaların bulunduğu hâllerde, bu işlemlerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle gerçek amacın ortaya çıkarılması zorunludur.
Sonuç olarak, bakım ediminin fiilen yerine getirilmediği ve özellikle bakımın üçüncü kişiler tarafından sağlandığı durumlarda, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuki koruma sağlaması mümkün değildir. Bu gibi hâllerde muris muvazaası hükümlerinin uygulanması suretiyle taşınmazın mirasçılar adına tescili sağlanmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ise saklı payın korunması amacıyla tenkis hükümlerine başvurulmalıdır.
KAYNAKÇA
I. MEVZUAT
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu
m.495–501 (Yasal mirasçılık hükümleri)
m.506 (Saklı pay oranları)
m.507 (Saklı payın hesaplanması)
m.557 (Ölüme bağlı tasarrufların iptali sebepleri)
m.560–571 (Tenkis hükümleri)
m.596 (Vasiyetnamenin açılması)
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
m.19 (Muvazaa – gerçek irade ilkesi)
m.611–619 (Ölünceye kadar bakma sözleşmesi)
II. YARGITAY KARARLARI
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu
01.04.1974 tarih, 1/2 sayılı karar
(Muris muvazaasına ilişkin temel içtihat)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
28.03.2019 tarih, E. 2017/1-1211, K. 2019/377
(Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaa kapsamında değerlendirilmesi)
25.02.2023 tarih, E. 2021/1-1, K. 2023/168
(Bakım ihtiyacının bulunmamasının tek başına sözleşmeyi geçersiz kılmayacağı; gerçek iradenin araştırılması gerektiği)
01.02.2012 tarih, E. 2011/1-720, K. 2012/4
(Bakım sözleşmelerinde muvazaa iddiasının incelenmesi gereği)
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
08.03.2013 tarih, E. 2012/16654, K. 2013/3539
(Görünürde ivazlı işlemlerin bağış niteliği taşıyabileceği)
2019 tarih, E. 2016/11759, K. 2019/4621
(Bakım sözleşmesinde gerçek amacın araştırılması ve muvazaa değerlendirmesi)
III. ÖĞRETİ (KİTAPLAR)
Dural, Mustafa / Öğüz, Tufan / Gümüş, Mustafa Alper
Türk Özel Hukuku Cilt IV – Miras Hukuku, İstanbul
Eren, Fikret
Miras Hukuku, Ankara
Eren, Fikret
Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara
Hatemi, Hüseyin / Serozan, Rona / Arpacı, Abdülkadir
Miras Hukuku, İstanbul
Tandoğan, Haluk
Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Ankara
IV. GENEL DEĞERLENDİRME KAYNAKLARI
Muris muvazaasına ilişkin yerleşik Yargıtay uygulaması
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ivazlı niteliğine ilişkin öğreti görüşleri
Saklı payın korunmasına yönelik doktriner açıklamalar
Hukuki Bilgilendirme
Mevzuat ve güncel yargı kararları çerçevesindeÖlünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Gerçekten İvazlı mı? Muris Muvazaası ve Fiilî Bakımın Belirleyici Rolü konusuna ilişkin bu içerik, mevzuat ve güncel yargı kararları ışığında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.
Bu site, Av. Afşın Burak Öztürk tarafından hazırlanmış olup, sitede yer alan tüm içerikler bilgilendirme amacı taşımaktadır. Site içeriği, somut olaylara ilişkin hukuki danışmanlık hizmeti yerine geçmez.
Sitede yer alan tüm içeriklerin izinsiz kopyalanması, çoğaltılması, yayımlanması ve dağıtılması yasaktır.